Yine Öncel burcundayız

CENK ÖZBAY

Radikal Iki 25/01/2009

Neredeyse 20 yıl oldu, zamanın ruhuna, şekline fevkalade uygun tuhaf kıyafetler içinde, saçları kabarmış, ‘Hep aynı nakarat’ diye çığıralı… En tutkulu hayranlarının arşivinde 1980 yılında çıkan Yağmur Duası adlı 45’lik muhakkak vardır ama, biz önceki denemeleri saymazsak, ismiyle cismiyle ilk kez karşılaşmıştık Nazan Öncel’le, Aynı Nakarat şarkısı vesilesiyle. Bir süre umusanmadıktan sonra, bir patlayan, pir patlayan albümü, ismiyle müsemma, Bir Hadise Var, o dönemin en iyi pop yapımlarından biri olarak hâlâ hayatını sürdürüyor aslında, özellikle de belirli aralıklarla hortlayan Gitme Kal Bu Şehirde ile. Fazla bekletmeden gelen Ben Böyle Aşk Görmedim, 90’lar ortasındaki Türkçe pop ortamına hiç uymamış, Öncel’in ‘bir tuhaf’ olduğunu belgelemiş, kimi sevmeyenlerini ‘ilk albüm kadar tutmadı’ diye coşturmuştu ki, Aşk Beklemez adlı şarkı ve sevdiğine börekler açan kadın ifadesi ilk albümü de geçen bir popülarite elde etti, aylarca börekler açıldı durdu televizyonlarda. Türkiye’de feminizmi Türkçe pop şarkılar üzerinden okumayı sevenler için geriye bir adımdı bu, ama Öncel kendisine güvenilmesi gerektiğini, en popüler anında Göç’ü yayınlayarak gösterdi.
1995’te piyasaya verilen Göç ile şarkı sözleri, şarkıların çalınışı, düzenlenişi, okunuşu değişmiş, albüm öncekilerden çok farklı, çok daha derin, çok daha engin bir kadın ozanın yüzünü yıkamasını, içine çekilişini, etrafına bakışını, adına pop deyip geçtiğimiz coşkulu, gürültülü, parlak dünyanin elverdiğinin de ötesinde şairane, sade, insani biçimlerde anlatıyordu. Her şarkısı, her notası, her satırı belleklere kazındı, unutulmadı Göç’ün. Hem merkezin de merkezine tutkunların, hem de müzikten en kenar köşeleri anlayanların en iyi albüm listelerine girmiş, Öncel’i yaşayan efsane kategorisine sokmuştu, teklifsiz.
Birazcık tanıyabilmişler, Öncel’in derdinin yaşayan veya ölü bir efsaneye dönüşmek olmadığının, şarkı yazıp şarkı söyleyerek kendini anlatmak, dünyayı, hayatlarımızı anlatmak, paylaşmak olduğunu tabii fark etmişlerdi. Edemeyenler, Göç 2 veya türevi şarkılar beklerken, Öncel, yüzünü bambaşka bir yöne dönmüş, bambaşka bir halet-i ruhiyeye bürünmüş, Erkinkorayvari bir edayla, pop-rock tınıyla Sokak Kızı’nı yayınlamıştı. Hiç aptal bir kadın değil, bu albüm adının “Sanat Güneşi” veya “Taş Bebek” gibi üzerine yapışacağını, lakabı olacağını bilecek kadar zeki, bunu kabullenecek, sevecek kadar da farklı, rahat, bizdendi. Alelade bir pop starı olmadığını artık kendisinden en hazzetmeyenler bile farkındaydı. Sokak Kızı yıkıp geçse de, en az onun kadar, Erkekler de Yanar dillere düşüyor, ille de pop diyenlerin ağızlarına bal damlatıyordu.
‘İki arada bir deredeyiz, bilemedik neredeyiz’ halindeki sevenleri Demir Leblebi’nin çıkışıyla bir yutkundular. Öncel biçimde olmasa bile, ruhta Göç’ü izlemiş, kah daha esnemiş kah daha sertleşmiş, kendisinden beklenenlere yine nanik yapmış, gülmüş geçmis, içinde koptuğunu bildiğimiz fırtınaları asla tam olarak anlayamayacağımızı en uygun dille anlatmış, bir anlamda kendi sınırlarını bize göstermişti, belki kendisine de. İstediği zaman havalara bakmayı, görmemeyi çok iyi beceren müzik piyasası ve basını, Demir Leblebi’yi ekseriyetle Öncel’in deliliğinin ve tabii kariyerinin sonunun belgesi olarak yorumladı, geçiştirdi.

fft5_mf107649
Derin Nazan ile Pop Nazan
Bu uğursuz yorumları, fısıltıları haklı çıkarırcasına Öncel de kayboldu gitti. Böyle bir kadın vardı, taş gibi şarkılar yapardı dendiği bir anda da, her manasıyla, daha pop olamayacak bir figürün, Tarkan’ın yanında belirdi. Besteler verdi, konserlerinde sahneye çıktı, onun yapımcılığında geciktikçe geciken bir albüm hazırladığını duyurdu. Popüler-gayri popüler dengesinde savrulmaya alışmışken Öncel’in peşinde, 2004 yaz başında Yan Yana Fotoğraf Çektirelim geldi. Yeminli düşmanlarını bile hizaya getiren Hay Hay ile başlayan, Otomobil gibi ‘pop işte böyle olsun’ dedirten yerlere giden, Hayat Güzelmiş ve Gül Pansiyon gibilerle de ‘damar’ını kaybetmediğini, belki de iki damarının, bundan sonra birarada gideceğinin işaretlerini veren şarkılar çok sevildi, çok sattı, bitmiş-gitmiş bir halden adını yeniden duvarlara yazdırdı Öncel’in.
Derin Nazan ile Pop Nazan, gerçekten de elele gidiyor o günden beri, iki yıl önce yayınlanan 7in Bitirdin ve geçtiğimiz hafta piyasaya verilen Hatırına Sustum’da. Sadece bu iki hali, iki damarı değil Öncel’in, sanki bazı şarkılar da birbirinin devamı gibi: Tarkan’la söylenen Nereye Böyle, geçen albümden Omzumda Ağla ve şimdi de Seni Bugün Görmem Lazım, aynı yerlere konuşan, aynı tellere basan, benzer etkiler yaratan şarkılar. Tıpkı bir kabustan fırlamış gibi duran Aşkım Baksana Bana’nın yeni albümde karşılığını Öp Barışalım ile bulduğu gibi, olmasa çok daha iyi olacak cinsinden… Orhan Pamuk’un çoksatan romanına selam gönderen Canım Benim Nasılsın, son aylarda (ve muhtemelen bu kış boyunca) Türkçe popun ürettiği en sevimli hit şarkı. Hatırına Sustum, Manzaralı Oda ve Çiçekçi gibi şarkılar, bir kez daha Öncel’in yeni bir albüm yapmasının alışmışlar-kudurmuşlar için ne kadar hayati olduğunu hatırlatıyor. Albümün en etkileyici şarkısı Ali ise alıp götürüyor; Sabahattin Ali’yi düşünecek, böyle bir eseri çıkartabilecek bir-iki isimden birinin Nazan Öncel olduğunun altını çiziyor, dost düşman görsün diye…
Albüm yapmayı, stüdyoda çalışmayı çok sevdiğini hepimiz bilsek de, burada sayılan sekiz albüm, bir cover şarkı (Mahur) ve bir karma albüm şarkısı (Leyla), bir de irisinden ufağına sayısız başka yorumcuya devrettiği şarkılarıyla, aslında Nazan Öncel’i sahnede görmek lazım. En müstesna stüdyo şarkıcılarından biri, kuşku yok, ancak aynı biçimde çok az çıktığı sahnede devleşen, ağızları açık bırakan, şov yapmadan gitarını çalıp şarkısını söyleyen, herkesi efsunlayan eşsiz bir sanatçı. İyi ki var.

Nazan Öncel/Hatırına Sustum/Avrupa

http://www.radikal.com.tr/radikal2/yine_oncel_burcundayiz-918355

Advertisements