Teoman: En güzel şarkıları hayatının

CENK ÖZBAY

Radikal Iki 02/03/2008

Teoman’a tabii ki ihtiyacımız var… İyi okulların iyi bölümlerinde iyi-kötü okumuş, egosunu şişirmiş, çalışan eden, ekseriyetle İstanbul’da ve onun da belli yerlerinde yaşayan, belli ‘mekânlara’ takılan, 25-45 yaş arası, kültür üreticisi ve tüketicisi, festivallerde film izleyen, kitap-CD-DVD alan, barlara giden, bu gazeteyi okuyan, başka gazeteleri de okuyan, sevişen, kadın-erkek, hetero-homo, tek-çift-üçlü-beşli, sıkılan, Türkiye’nin resmi nutuklarından, popüler kültüründen ve onun nadide figürlerinden, sonsuz politik itiş kakıştan, her koşulda galip gelen milliyetçi veya dinci muhafazakârlıklardan, baskılardan bunalan, kendini ait hissetmeyen, mutsuz, “under-potentiality”, dışarı kaçmaya müsait, kaçanların da akranı insanların Teoman’a ihtiyacı var. Yazsın, söylesin; alalım, dinleyelim.
Çünkü Teoman, bir anlamda bizim arabeskimizi yaparak tercüman olabildi bütün bu sıkıntılarımıza ve yenilmişliklerimize. İsteksiz, gönülsüz de olsa, şarkılarına ve bize yan gözle de baksa, her zaman kıvamı tutturamasa, bazen sırayı karıştırıp kâh erken kâh geç gelse de, yazan ve söyleyen, bir dil kuran, kurduğu dil bize de ses veren, yer açan, mutlu eden bir adam Teoman. Türkçe pop ve rock’ın muğlak sınırlarının üzerinde gezinirken, ucuz klişelerden beslenmeden, inanılmayan, arkaik romantizmleri yeniden paketlemeden, bitmek bilmez ergenliklere kendini kaptırmadan sokaktan gelen lafları bir şair zekası ile dönüştürdü. Belki o yüzden, “her zaman kaybettik senle ben” diye bağırdığında, “her şey yalnızlıktan” diye ağladığında, “en güzel günleriydi onlar hayatımın” itirafında, babasının öldüğü yaşı hatırladığında, hep aynı biçimde canımızı acıttı.
Kimbilir, magazin haberlerinin son karabiberi olması da, bu yazının konusu albümün tanıtım röportajlarındaki buralardan gitmek, pastoral hayat edebiyatları da, artık şarkı yapamadığını anlatması da başka türlü bir ses vermesidir, başka türlü bir tercümanlık: Bir zamanların bitip başka zamanların başladığını anlatan. Belki de biyografisi, içinden geldiği ve hitap ettiği insanların tarihiyle benzeşiveriyordur. Muadilleri sayılabilecek Şebnem Ferah ve Mor ve Ötesi’nin (hatta belki Duman’ın da) etraflarından fışkıran hayran-destek çemberlerine karşın, Teoman’ın konuşkan yalnızlığı da bir diğer gösterge. Onu sevmek, çok sevmek, söylediği her şeyi sevmek ne kadar mümkün acaba? Ya da bazı satırlarının, bazı haykırışlarının içimize girdiğini, bizim olduğunu inkâr etmek?
Kendisini böyle istisnai bir yere konumlandırmış, milletin sevgisine ve alkışlarına kul köle olmamış, hatta arkasını dönmüş, 90’ların ilk cool şarkıcısının şarkılarını alıp okumak, tam da tersine dinamiklerle işleyen Türk müzik piyasasının aktörleri için bir risk sayılabilir. Keza onlar hep daha çok sevilmek isterler, özellikle de iyi kızlarla cici çocuklar. Ne var ki, çok çeşitli ekollerden bu isimler biraraya gelip herhalde Murathan Mungan’in Söz Vermiş Şarkılar’ından beri çıkan, en eklektik ‘tribute’ albümünü oluşturmuşlar: Söz ve Müzik Teoman.

teoman-ın-çocukluk-resmi_131272
Mirkelam ve İzel şahane
Albümü ayağa kaldıran, hatta kanatlandıranlar Mirkelam ve İzel’in söylediği şarkılar. Son yılların saklı starı Mirkelam, Teoman’in en etkileyici şarkılarından birinde, Güzel Bir Gün’de harikalar yaratıyor, nefes kesiyor. İzel de Senden Önce Senden Sonra’da ne kadar iyi bir şarkıcı olabileceğini hepimize unutturmuş olmanın yarattığı sürprizle, kendini yeniden, bu kez olması gereken yerde canlandırıyor. 2000’lerin başında, Taksim’in iki farklı köşesinde, İstanbul’un üniversiteli gençliğinin haftasonu gecelerini avuçlarında tutan bu iki şarkıcının biraraya gelmesinden gecikmiş bir mucize çıkmış ortaya. Söz Müzik Teoman, yalnız bu iki şarkı için bile edinilmeyi hak ediyor.
Aslında, kalanlar da gayet iyi. Herkes yapabileceğinin en iyisini yapmış gibi dursa da benim kulağım inatla Yalın’ın Gönülçelen yorumuna alışamadı. Aslında bu tarz albümlerin yabancısı Yalın, Teoman’ın en masumane duran şarkılarından birini seçerek elini kolay alıştırmış (On Yedi de olabilirdi) ama aslında kendisinin de olabilecekmiş gibi gelen bu şarkı hiç de oturmamış Yalın’a. Acaba problem sürpriz eksikliği mi? Benzer şeyler Nil Karaibrahimgil’in İstanbul’da Sonbahar’ı için de geçerli. Belki de yıllardır hem bol tekrarlı, hormonlu çilek tadındaki genç kız şarkılarında, hem reklamlarda, hem soundtrack’lerde önümüze geldigi için bu ses, Teoman’ın en derin, ağır şarkılarından birini çocuksulaştırmış, anlamsızlaştırmış.
Tabii ki en çok konuşulan isim Sezen Aksu. Ali Kocatepe Şarkıları için Melankoli’yi yorumladığında da benzer tepkiler işitilmişti. Oysa bu noktada, Sezen Aksu’nun çabasını beğenilme ihtirası ya da yorumculuğunun altını çizme hevesi olarak okumamak da mümkün.
Kendini çoktan ispatlamış ve mücadelenin dışına çıkmış bu gibi isimler (Aksu ve diğerleri) karma albümlere belki destek vermek, saygı göstermek, üretilen müziği paylaşmak, ama daha önemlisi de tiraj getirmek için katılıyorlar. Ne büyük starlarımız ne de yapımcılar bunu farkında olmayacak kadar naifler. Günümüz koşullarında, bu isimlerin misafirliği albümlerin çıkmasını mümkün kılıyor, kolaylaştırıyor: Radyolar Sezen Aksu çalacak, şarkılar (daha) popüler olacak, bazı insanlar da mesela sırf Candan Erçetin var diye bu CD’yi alacak, çark dönecek… Ancak şarkı seçimleri elbette tartışılabilir, belki de Sezen Aksu’nun Teoman’ın en büyük hitine ihtiyacı yoktu gerçekten ya da Paramparça’nın ona, özellikle onca iyi Teoman şarkısı hâlâ duyulmayı beklerken.
Söz Müzik Teoman/Avrupa Müzik

http://www.radikal.com.tr/radikal2/en_guzel_sarkilari_hayatinin-875990

Advertisements