Günsüz başlar geceler

CENK ÖZBAY

Radikal Iki 02/08/2009

1990’lara girmemizle, Türkçe pop patlamış, sanki bir görünmez bir elin o ana kadar tutmakta, dizginlemekte olduğu yığınlarca şarkıcı, besteci, söz yazarı bir anda hayatlarımıza dolmuştu. 12 Eylül marifeti devlet ceberrutluğunun hem kendi ağzındaki dili, sermayesi tükenmiş, hem teknolojinin gelişmesiyle radyo ve televizyon tekelini kaptırmış hem de memleketin demografisi değişmiş, apolitik yeni gençlerin gözü-gönlü haliyle başka eğlenceler, masallar ister olmuştu. 90’lardaki patlama, dolayısıyla, bir tür düzensizleşmenin, deregüle olmanın, serbestleşmenin neticesiydi: Birtakım kontrollerden kurtulunmuş, kelepçe kırılmış, birazcık rahatlanmıştı. Aslında yaşamakta olduğumuz ‘çöküş’ü de böyle yorumlamak mümkün olabilir. Hem de şimdi, günbegün çökmekte olan, darbe sonrası vesayeti, devletin haşin gözleri veya keyfekeder ‘denetimlerinden’ çok daha köklü, yerleşmiş, sağlam bir sistem: Bildiğimiz haliyle müzik sektörü. Plak-kaset-CD alma mecburiyetinden kurtulmuş olmamız, istediğimiz şarkıya, en azından internete erişimimiz oranında, canımız çektiği an sahip olabilmemiz, ‘dayatılan’ albümün bütünlüğünü bozup, kafamıza göre parçalayabilmemiz eninde sonunda müzik yapma pratiğini ve bunun sektörleşmesini de dönüştürecekti. Bunlar çok yazıldı, anlatıldı…

755112
Türkiye gibi bir yerde, en amatöründen, marjinalinden en tecrübelisine, starına albüm satışlarının, kitap satış rakamlarına bile yetişemediği bir anda, bir devrin bitip yenisinin başladığından bahsetmek mümkün olabilir. Bu minvalde bulunan (geçici) çözümlerden, çarelerden biri eskiden 45’lik dediğimiz, sonra elbette İngilizce’siyle single diye düzelttiğimiz tek veya iki şarkılık minik albümler yayınlamaktı. Şarkının, müziğin materyal bir formu olması gerektiği şeklindeki arkaik fikri korurken, albüm yapma masrafını minimuma indiriyorduk böylece. Gün, küçük servetlerin harcanıp, çoğunlukla devasa zarar edildiği albümler doldurmak yerine, ucuz ve hızlı single’larla işi yürütmenin günü. Geçtiğimiz yıllarda Nilüfer, Nükhet Duru, Keremcem, Demet Akalın ve diğerleri çeşitli ebatlarda single’ları ile karşımıza çıkarken bu sene bu akıma Ajda Pekkan, Emel Sayın, Mustafa Ceceli, Enbe Orkestrası, Gönen, Sertab Erener gibi başka başka isimler de rağbet edip, yelpazeyi bir hayli genişlettiler. Kafilenin şimdilik son halkası, 90’lardan yadigar kalanların en kıymetlilerinden Demet Sağıroğlu.

20101001_demet-cocuklar-icin-ingilizce-soyleyecek_k

Araya yolları koyma
Uzun yıllar Kayahan’ın arkasında sebatla, disiplinle vokal yaparken izlediğimiz, dinlediğimiz Demet, Aşkın Nur Yengi’nin işaret fişekliğini üstlendiği ‘şimdi benim sıram’ modasına epeyce direnmiş, muhtemelen de etrafındakilerin taş koymasıyla, kendi şöhret pastasının tadına bakmak için 1994’ü beklemişti. İyi ki de beklemişti, keza Kınalı Bebek çıktığı anda görüp göreceğimiz en sağlam ilk albümlerden biri olarak pop-tarihlerdeki afili köşesini garantiledi. Şehrazat ve Uzay Heparı’nın el vermesiyle hazırlanan bu muhteşem yapım, Sağıroğlu’nun her yönüyle ne muhteşem bir ses, ne usta bir şarkıcı olduğunu gözler önüne sermiş, onu bir anda listenin en tepesine taşımıştı. Hemen arkasından gelen ve bu kez Kayahan desteğiyle kuvvetlenen Şikayetim Var da, birbirinden etkili şarkılarla dolu dört başı mamur bir albümdü. Demet, devamında yaptığı işlerle ‘ısınıp’, hafifçe piyasaya meylettikçe mevzi kaybetti. Her ne kadar Bir Vurgun Bir Sevda ile döneminin önemli filmlerinden Ağır Roman’a ses vermiş, Papatya Falları’nı herkese duyurup sevdirmiş, Dayanamam’ı dinleyenler için vazgeçilmez kılabilmiş, Korkum Yok ile uzun zaman çalınmış, karizmasını pekiştirmişse de ilk iki albümdeki hava maalesef bir daha hiç yakalanamadı.
Böyledir işte pop müzik, iştahı kabarık, sevimsiz bir çocuk gibi çarçabuk tüketir, unutur, bu kabil sayısız öykülerin de sayısız kahramanları vardır pop-çöplüklerde. Tek kasetlik prensler, tek albümlük prensesler hep bir sonraki patlamayı bekler dururlar… Ama konu Sağıroğlu olunca herkesin, ‘para, moda, pop’ diye küçümsenen dinleyicinin dahi tutumu değişir. Kimselere benzemeyen tınısı, gırtlağının derinlerinden gelen ve acıyı hem çığlıkla hem fısıltıyla aktarabilen sesi, en ufak nefes almasında, yutkunmasında kendini belli eden coşkusu ile kuşağının en Akdenizli, en yaşayan yorumcusudur. Sözlerin üzerine basar, kimi zaman da atlar geçer, ama söylediği şarkıların kaderini daima değiştirir. Bir süredir harıl harıl çalıştığı haberleri geldikçe mutlu olan, ondan vazgeçmeyen kitlelerin elinde bir ipucu var artık. Geçtiğimiz hafta yayınlanan Silkelen adlı single’daki iki şarkı, yaz kalabalıklığına, toza toprağa rağmen, Demet’in geri dönüşünü müjdeleyen, daha fazlası için kapı aralayan, şarkıcının sıcak, insancıl yorumunu özleyenler için ideal bir parmak bal niteliğinde. Şimdilik bununla da yetiniriz elbet ama beklentilerimiz gayet yüksek, Demet’in bol çiçekli ikinci baharının, olgunluk çağının tam zamanıdır artık.
Silkelen/Demet Sağıroğlu/Ossi

http://www.radikal.com.tr/radikal2/gunsuz_baslar_geceler-947767

Advertisements